Çarşamba, Kasım 22, 2017

Mektup-13-Abinim Abin

Ebe
Bana Abi Diyeceksin!

Neredeyse unutuyordum, şu gözlerinden öpme meselesi hani!
                Tabi ya oğlum, ben senin abinim leyn! Ebe var ya hani bizi doğurtan ebe; ben kadar salak yoktur ya bu dünyada, sanki yüz tane ebe varda köyde bir de “hani şu ebe var ya ebe” diyorum ya!  Bizim ebemiz beni doğurtmuş tam da benim kafamı çıkarmış dışarıya haber gelmiş sizinkilerden, sen kapıyı çalmışsın yahu. Dolayısıyla sen ilk çocuk olduğun için sizinkiler, korkmuş, paniklemiş; baban  hemen bulmuş ebenin yerini. Kapıya dayanmış, bağrış çığrış “ebem kurtar gari, karı ölecek. Yetiş yıkıyo ortalığı” diye. Ebe öğrenmiş zor bela durumu ve beni öylece bırakmış yarı yolda anlayacağın.  Eminim ebe senin yanına gelinceye kadar ben fırlamışımdır.

Salı, Kasım 21, 2017

Mektup-12-O papağan Benim

Ben

Hayatın Cilvesi

                Sevgili Cevcet,
                Sevincimi anlatamam sana, tarifi yok çünkü hakkında okuduğum şeylerden sonra. Bu kadar yıllar geçmesinin ardından bu kadar zalimliklerin arasında güzel şeyler de varmış demek ki. Elbette hanımların durumundan çok etkilendim ve senin yerine kendimi koyunca başım döndü, gözlerim karardı; neyse ki şansın yaver gitmiş sonunda. Tebrik ederim her ikinizi de her ne kadar yüz yüze tanışmasak da tanışmış kadar oldum mektubunu okuyunca.
                Aslına bakarsan mektubunu okuduğumda hemen kalkıp gelesim geldi ama şartlar işte, bırakmıyor ki her istediğimizi istediğimiz anda yapalım. Ama bir gün mutlaka gelmek istiyorum.
                Hayatın cilvesi denilen durumu yaşamayan yoktur her halde, mutlaka bir kez dahi olsa her yaşamda vardır bu cilvelerin izi ancak bazı cilveler çok ağır geliyor insana ve al aşağı ediveriyor o anda ve neye uğradığına şaşırıyor insan. Benim de başımdan geçenler oldu elbette ama şimdi sırası değil bunların. Daha sonraki mektuplarda veya geldiğimde görüşürüz mutlaka.

Pazartesi, Kasım 20, 2017

Mektup-11-Düşcez Ulen Düşcez!

"Düşcez ulen düşcez"


                   Ha sana sürprizim ise; bundan sonraki yazdıklarımı normal yazı, edebi dille yazacağım artık. Şiveli yazmayı keseceğim. Aslına bakarsan şiveyi seviyorum ama yöresel kalıyor be bazıları anlamakta zorluk çekiyor okurken.

                Askerdeyken İstanbul’da bir gün yüzbaşı için yorgancıya gittim, siparişini vermiştim önceden. Ben kapıdan adımımı atmadan usta ve çırak dikildiler karşıma ve heyecanlı heyecanlı “abi sen nerelisin?” dediler. Gözleri merak içinde bakıyordu her ikisinin de.
                Önce şaşırdım tabii ki, sonra kendime gelip “neden soruyorsunuz bunu?” dedim gülümseyerek.

Mektup-10-Sürünün Koçu

"Çoban ve sürü"

Tez konum

                Şimdi sana son bir şey açıklayayım o zaman, sıkı dur. Hem sevineceksin hem de şaşıracaksın. Ben yüksek lisansa başladım. Çocuklar da yardımcı oldular. Konusu: “çoban ve sürü” üzerine. Anlayacağın “nasıl iyi çoban olunur, çobanlığın tarihçesi, Türkiye’de çobanlığın mihenk taşları. Çobanlık meziyetleri, hayvan psikolojisi, beslenmesinin psikolojisine etkisi… sıralanıyor işte böylece.
                Önce kabul etmek istemedi hocam ama ısrar ettim, aksi halde vaz geçeceğimi söyleyince kırmak istemediler beni. Harıl harıl çalışıyorum koç ve eşeklerimle, eee koyunlarımla da elbette. Koyunların hepsiyle değil ama büyük çoğunluğuyla çalışıyoruz dönerli olarak.

Pazar, Kasım 19, 2017

Mektup-9-Dikiş Tuttu

Beşinci hanımla dikiş tutu.

              
"Dikiş tuttu"
  Şimdi beşe nasıl geldin? decen biliyom!

                Bizim dikiş koptu ya bir kere daha; diğerlerinde de dikiş tutmadı garik beşinciye gelinceye kadar.
                Dışarıdan ortayı bitirmeye karar verdimdi, hanımı kaybetmeden hemen öncesinde. Kafam dengelmişti, yapabilirdim güveniyordum kendime. Göçüp gidince benim kafa yine bozuldu, epeyce yerine gelemedi bir türlü.

Mektup-8-Denizi Getirdim

               
Deniz

           “Sen neneyon, ben getircem; ne yapıp edip getircem ayağına denizi” dedim. 

      Nasıl da boynuma sarılı sarılıveriyo bi bilsen yağlarım eridi sevincini gördükçe.                  “İstersek yaz, gış demeden gireriz denize” dedim. Dedim emme gara gara da düşünmeye başladım nasıl yapacağımı.
          Biliyodum bunun hiç deniz görmediğini. Yeni yetmelerden duyuyordu hepsini de, onlara özeniyordu işte, kılık kıyafette de aynıydı durum. Tomofile gelince: dağın başında neye yarayacak, eşek var işte iki tane. Bizim tomofil onlar.