Pazar, Nisan 30, 2017

Gelecekte yola çıkan sevgiliye

Bir tutam sevgiyle gel

Eyy
Görülmemiş,
Bilinmeyen sevgili!

Pazar Gözlemim-11-Yazma ve Yazarlık-Dülgerlik

Hissettiren odun

Kelime ve cümlelerle evlilik

                    Merhaba tekrar, sevgili Misafirler.
                Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, pazar sabahı 03.41 idi. Dün uykusuz kalmıştım ve gündüz çarşıyı dolaşıp geldim biraz. Hava alabildiğince güzeldi ve ben üzerime aldığım ince süveterimi çıkarmak zorunda kaldım bir süre sonra ve kısa kollu tişörtle dolaştım caddede. Vücudum oldukça özlemiş güneş ışınlarını; bir rahatlık hissettim ve vücuduma kan yürüdüğünü çok net fark edebildim.
                Aslına bakılırsa çarşıya çıkarken kafamın içinde dolaşıp duran çok şeyler vardı. Blog yazılarımla ilgili, blog hakkında düşüncelerim, sayfayı görmek için bilgisayarı nasıl da heyecanla açtığımı, yorum gördüğümde ne hissettiğimi, takip veya izleyici sayısında artış, eksiliş olduğunda ne hissettiğimi düşünüyordum, çok çok farklı duygular sarıyordu zaman zaman beni.
                Blog sayfamda yazmaya başlayalı henüz altı ayını doldurmadı ama “Yazma, yazı” kelimeleri hakkında düşünmeye başladım biraz. Empati yaptım yazanlarla ilgili, yazmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamaya çalıştım. Kendi deneyim ve içimdeki sesleri dinledim, gözlemledim epeyce.

Pazar, Nisan 23, 2017

Pazar Gözlemim-10-Kadın Hakları mı?

İki insan
Kadın-Erkek

Kadın Hakları mı, İnsan Hakları mı?

                 Sevgili Misafirlerim,
                Bu yazımda biraz farklı olan düşüncelerimi yazmaya çalışacağım. Şimdiden belirtmeliyim ki, yanlış anlaşılmasın. Kadın düşmanı falan da değilim. Yalnızca “kadın hakları” diye ağızlarda sakız gibi çiğnenen konunun aslında insan hakları içinde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kadın da bu dünya da tıpkı erkek gibi bir insandır. Üstüne üstelik erkek cinsiyetten bir üstünlüğü ve avantajı da vardır.
          Erkek ve dişi cinsiyeti doğuran kadındır. Emziren, bakan, çeken, yetişmesinde ve kişiliğinin oluşmasında-ilk 5 yılda kişiliğin yüzde 93 veya 95'i oluştuğu dikkate alındığında- katkısı erkek cinsiyetten daha fazladır. Ancak bunlara rağmen en çok erkek cinsiyetten şikâyet eden de kadındır bir dişi cinsiyet olarak. Sanki bir tarihin bir yerlerinde kaybolmuş gibi kendini arama çabasındadır kadın. Kadının kaybolduğu toplumlar da kaybolmaya yüz tutarlar zaman içinde.

23 Nisan Çocuk Bayramı Kutlu Olsun



23 Nisan Çocuk Bayramı: Büyük önder Atatürk'ün geleceğe güven için çocuklara ne kadar güvendiğinin ve kendine güvenin en önemli göstergelerinden yalnızca biridir.

Cuma, Nisan 21, 2017

Kuş Olmalı Dalda

Kuş olmalı dalda, neşe için.
"Kuş ve dal"

Tünek

Bir yürek
Olmazsa tünek,

Kötü Huylarım

"Sigara dumanı"

Güvenmek

Sigaram elimde
Duman duman,
Olur havada
Gri civan;
O yazar
Ben okurum,
Sıkılırım bazen
Hemen atar
Ezerim.
Şikâyeti olmaz benden,
Ama ben 
Şikayetçiyim kendisinden;
Her dem
Alır beni benden,
Sormaz neden?
İdare edip gidiyoruz işte,
Olsam da ben benden.

Salı, Nisan 18, 2017

Pazar Gözlemim-9-Tek Dünya Devletine Doğru Gidiş ve Referandum

İlk Örnek, Türkiye

               
Dünya devleti Yöneticisi
Robotik
                   Sevgili Misafirler Merhaba,
                Bir süre önce tesadüfi olarak rastladığım bir haber okumuştum gazete ve internet haberlerinde, bir öneriydi bu fikir “Dünya Devleti Kurulmalı” diyordu.  Öneren de ünlü fizikçi Stephen Hawking. Başka uyarıları da vardı.
                Bu haberleri okuduktan sonra hafızamda yaşam boyu edindiğim bilgileri alabora ettim ve paçalladım tekrar tekrar. Gelişen teknolojileri ve yaşamım boyunca bildiğim gelişmeleri değerlendirdiğimde ne kadar hızlı yol aldığımıza şaşırdım bir anda. Daha dün elimizde radyodan ve siyah beyaz televizyondan başka bir şey yokken şimdi dünyanın öbür ucuyla ve uzayın oldukça uzak uçlarıyla iletişim halindeyiz. Robot teknolojisi ve genetik çok hızla ilerliyor.
                Bu yazımda çok uzatmak istemiyorum düşündüklerimi ve kestirmeden gideceğim genellikle. Bilim kurgu filmlerini izlemiştir hemen hemen herkes ve merak da etmişizdir genellikle. Bilim kurguların bir amacı da toplumu yavaş yavaş hazırlamaktır olacak ve oluşturulacaklara. Çünkü insan denilen varlık alışkanlıklarının dışına oldukça zor çıkar ve bu durum genlerinde kodludur o nedenle çok yavaştır değişip gelişmesi. Çünkü ayakta kalma yani yaşama içgüdüsü ağır basar ve değişime karşı dirençlidir.

Pazartesi, Nisan 17, 2017

Çiçeği burnunda Mühendislik anılarımdan bazıları-bavul-dolusu-kitap

Bir koca bavul dolusu mesleki kitap
"çiçeği burnunda mühendis"

                Yıl 1984 mart veya nisan ayıydı, bir uzun zarf verdi postacı elime ve imzamı istedi. Taahhütlüydü gelen zarf. Merakla aldım zarfı ve imzayı çaktım kara kaplı defterine postacının.
                Askerden geleli birkaç ay olmamıştı henüz ve birkaç devlet memurluğu sınavına katılmıştım. Askerlik havasını yeni yeni atmak üzereydim üzerimden. Heyecanla açtım zarfı ve içinden çıkardım katlanmış kâğıdı, okumaya başladım.  “… tarihinde görev yerinizde olmanız gerekmektedir aksi halde atamanız geçersiz sayılacaktır” ifadesi beynimden kızgın sular döktü birden.
                Görev yeri Van'dı ve benim en geç iki gün içinde görev yerimde olmam isteniyordu. Sevinemedim atandığıma, üzülemedim de. Bir garip oldum o anlarda. Sersem tavuk gibi tekrar tekrar okudum yazıyı, tarihine baktım tekrar tekrar, ne kadar bakıp okusam da değişen bir şey olmuyordu; hepsi de yerinde duruyordu.

Pazar, Nisan 16, 2017

Pazar Gözlemim-8-İnternet kesintisi ve referandum

        Merhaba sevgili Misafirlerim,
evet veya hayır. Anayasa referandumu.
Referandum

                Üç dört gün kadardır yazamıyorum çünkü internete giremiyorum. Elektrikler kesildi bir öğleden sonra ve elektrikler geldi benim internet gelmedi bir türlü. Bekledim bir gün kadar, sonra “121” Telekom arıza servisini aradım. Aramaz olaydım, başım döndü, mideme kramplar girdi sinirden. 10 liralık kontur harcadıktan sonra: “teknik bir arızadan dolayı arıza kaydınızı alamıyoruz” uyarısı aldım Robottan. Birkaç kez daha denedim yine aynı cevap geldi.
                Bu arada Vodofon konturum çok az kaldığı için çarşıya çıktım.

Dost mu, Düşman mı?

riyakar adam

Güya!

İnsanlar vardır
Çevremizde,
Yakın,
Ya da uzak;

Salı, Nisan 11, 2017

Sus, Söylenme Gönül

Eşek dediğin, eşekliğini bilendir.

Saklanan Söz

Sus gönül,
Otur;
Kıçın üstüne.

Pazar Gözlemim-7-Çocukların Pazarlık Gücü

Çocukluktaki direnç
pazarlık yapıyor
tatlı kız

Merhaba tekrar, Sevgili Misafirler.
Bir Pazar gözleminde daha buluşmak üzereyiz. Bu yazımı yazmadan önce biraz demlenmeye bıraktım düşüncelerimi. Fazla sürmedi bir gün kadar oldu. Kararsız kaldığım konu: Aydın'a, Pazartesi 10 Nisan 2017 günü saat 18’de Sayın Başbakan’ın gelecek olması ve güvenlik tedbirleriydi. En sonunda kısmen de olsa yazmaya karar verdim birlikte.
                Her zamanki gibi öğleden sonra çıktım çarşıya ve biraz oturup kahvede, çay-kahve içerken birkaç kişiyle sohbet edip sonra dolaşmaya başladım alışveriş için. Bu hafta pazar yeri çok daha tenha görünüyordu, ortalık çok sakindi.

Pazar, Nisan 09, 2017

Kaşı beni, kaşıyayım seni mi?

ortama göre renk değiştirir.
Bukalemun

MİNNET

 “Kaşı beni,
Kaşıyayım seni.”

Kitap tanıtımı-Hiçliğin Kıyısında

OKUDUM
Sürükleyici bir roman.
Kitap

Nedense bugün kahvaltıdan beri “Hiçliğin kıyısında, hiçlik” kelimeleri dolandı durdu aklımın ucunda. Canım sıkıldı bir süre blog gezmemden sonra ve bilgisayarı kapatıp uzun bir süredir kapalı olan televizyonu açtım belki bir şeyler değişir diye.  Önce haber kanallarını karıştırdım, Mısır’da bir kilisede patlama olmuş ve 20 civarında ölü bir o kadar da yaralı varmış. Zaten canım sıkkın; tuzu biberi oldu can sıkıntımın bu haber ve geçtim başka kanallara. Birkaç defa seyretmiş olduğum eski bir film denk geldi beş on dakika ona baktım öylesine; olmadı rahatlayamadım ve kapattım televizyonu.
Bu arada aklımın ucunda dolanıp duran “Hiçlik ve Hiçliğin kıyısında” kelimeleri daha da hızlı dolanmaya başladı.  Okuduğum bir kitaptı “Hiçliğin Kıyısında” isimli kitap ve arayıp buldum. 13.09.2016 da okumuşum, göz attım tekrar hızlı bir şekilde ve hafızam tazelendi birden.

Cumartesi, Nisan 08, 2017

Gitmek mi zor, kalmak mı? Onu, gel de sen; bana sor!

Zor Karar
En zor karar.
Karar

         Hafif siyah sakallı, esmer, uzun boylu delikanlı oturdu karşımdaki koltuğa “Merhabalar” diyerek. Bir arkadaş ziyaretindeydim o anda ve arkadaşla sohbet ediyorduk ileriden, geriden, işlerinden.
                Beş yıl civarında olmuş İnşaat mühendisi olalı ve küçük çaplı işlerde tecrübe edinmeye çalışıyormuş. Arkadaş bizi tanıştırırken beni biraz fazlaca abartarak tanıttı “Üstat” falan diyerek. Ben gülümseyerek izledim durumu. Bu arada meslektaşımın gözleri bana kaydı ve sıcak bir gülümsemeyle bakmaya başladı bana.
                Tanıtım faslı bittikten sonra meslektaşımla havadan sudan, bazen ağıra kaçan birkaç dalıp çıkmadan sonra yaşam ve karara vermekle ilgili bir konu açıldı. Daha doğrusu benim “İlk hissedilenler genellikle yaşamda doğru çıkar” ifadem üzerine açıldı konu.

Selçuk-Şirince Seyahatim


 Şipşirin Şirince

07 Nisan Cuma günü Torbalı-İzmir- seyahatim oldu bir iş nedeniyle. Daha önceki yıllar her zaman İzmir üzerinden seyahat ederdim ve gidiş geliş toplamda 5 saat civarında bir yolculuk olurdu benim için ve oldukça da yoruluyordum.

Cuma, Nisan 07, 2017

Kitap Tanıtım-Huzursuzluk

                                OKUDUM

                 “Merhamet, zulmün merhemi olamaz!
zülfü livaneli
Huzursuzluk

                Okuduğum kitaplardan bir tanesini daha tanıtmaya çalışacağım bu yazımda. Haz aldım okurken, yormadan sohbet havasında geçen bir roman olmuş.
                                 Adı  :  HUZURSUZLUK:
                                Yazar: Zülfü LİVANELİ
                                Yayıncı: Doğan Kitap
                                Türü: Roman
      İlk    Baskısı Ocak 2017’de yapılmış olan bu kitabın bendeki baskısı 150.000 adet basılmış.
Bilindiği gibi, Zülfü Livaneli’nin özellikle son zamanlardaki romanları güncel içeriklerden beslenerek yazılan romanlardır. Ancak içlerinde tarihi dokular da bezenmiştir her birinde. Bu romanda da aynı özellik hâkim.
Bu romana başlamamla bitirmem bir oldu, beş veya 6 saat içinde bitirdim. Arada çay içtim canım.
Bir aşk kurgusu içinde, tüm kitap boyunca sıkmadan okunabilecek şekilde serpiştirilen, güncel ve tarihsel olaylar çok güzel bir şekilde dengelenmiş ve iddia tarzına dönüştürülmeden sindirilmesi kolay olan anlatım dili ile keyifle okunabilen, okuyucuyu boğmayan, sıradan insanların ağzından anlatılmış olaylar dizgesi şeklinde bir roman ortaya çıkmış.

Perşembe, Nisan 06, 2017

KAŞIK-9

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”
BÖLÜM-9
22 Eylül 1988
uyku

KAŞIK

                Günler geçmek bilmedi Veysel için. Her ne kadar dersleriyle uğraşsa da işte çalışmak gibi olmuyordu. Bir süre çalışıp sıkılıveriyordu ve başlıyordu etrafına bakınmaya. Zaman zaman takılıp arkadaşlarından yardım istiyor bazen de mahallesindeki öğretmenlerden yardım alıyordu. Öğretmenler onun gayretini çok takdir ediyor ellerinden gelen yardımı esirgemiyorlardı.

Çarşamba, Nisan 05, 2017

Yazı nasıl demlenir, tıpkı çay gibi?

“Yazı da demlenmeli, tıpkı çay gibi.” 
demlenmiş çay zevkle içilir her zaman.
Demlenen çay

                  Merhaba sevgili okurlar,
                Hatırlayacaksınız mutlaka yazının başlığından daha önce “Yazı da demlenmeli, tıpkı çay gibi” demiştim.
                Nasıl demleniyor yazı? Ya da neden demleniyor? Demlenmezse ne olur? Demlenmesinin faydası veya zararı var mıdır? Gibisinden birçok soru gelebilir aklımıza. Ya da saçmalık deyip geçebiliriz. Çok kişiye de bir anlam ifade etmeyebilir.

Salı, Nisan 04, 2017

Pazar Gözlemim-6-Cehalet ve Saygı

 Cehalet ve Saygı
Tezgahtar kadın
Cemile
             Merhaba tekrar, sevgili misafirler.
            Evet, bir hafta daha geçti tatlısıyla, tuzlusuyla, acısıyla sevinciyle. Peki hiç düşündünüz mü bugüne kadar? Ömrümüzden bir gün veya bir hafta daha geçti diye. Galiba yaş ilerleyince insanlar daha fazla düşünmeye başlıyor böyle şeyleri.
                Genç ve orta yaşlarda iş, güç, sevda, kara sevda, çoluk, çocuk derken zamanın nasıl geçtiğini pek anlayamıyor insan. Hele bir de kendi adınıza çalıştığınız kendi işyeriniz varsa daha da hızlı geçiyor zaman. Adeta sel gibi akıp gidiyor zaman denilen kavram. Benim için de böyleydi tabii ki, bazen öyle olurdu ki: Gün 24 saat olarak yetmiyordu işleri bitirmeye ve mutlaka devam edilmesi gereken durumlar olurdu ve işte o zaman da var gücümle yüklenirdim işe, zaman da neymiş?