Cumartesi, Nisan 08, 2017

Selçuk-Şirince Seyahatim


 Şipşirin Şirince

07 Nisan Cuma günü Torbalı-İzmir- seyahatim oldu bir iş nedeniyle. Daha önceki yıllar her zaman İzmir üzerinden seyahat ederdim ve gidiş geliş toplamda 5 saat civarında bir yolculuk olurdu benim için ve oldukça da yoruluyordum.
Bir seferinde işlerim erken bitmişti Torbalı’da ve başka bir yol arayışına girdim. Hem de vakit öldürecek kendime göre kendime ödül verecektim. Yıllardır iş nedeniyle gittiğim her yerde doğru dürüst gezip tozmadan zamanın sıkıştırmasıyla hareket ettim ve tekrar geriye döndüm. Adeta zamanla yarışırdım. Her seferinde de içimden geçen cümle “Ulan bir günde şu zamana takılmadan bir yolculuk yap be” derdim kendime ve bir türlü yapamamaktan hayıflanırdım.
Torbalı garajı yanından geçen çevre yoluna çıktım-tarif edildiği şekilde- durakta beklemeye başladım. Amacım Selçuk üzerinden Aydın merkeze gelmekti. Bir saate yakın bekledikten sonra bir minibüs geldi, İzmir-Selçuk minibüslerinden birisiydi bu.  İzmir büyük şehir belediyesinin otobüsleri de geçiyormuş ama bana denk gelmedi.
Bindim Selçuk minibüsüne, 5 TL ödedim. Oldukça ucuzdu benim için. İzmir’den kalkan şehirler arası otobüsler otoban üzerinden geçtikleri için Torbalı’ya uğramıyorlar ve Torbalı yakınlarında da indir bindir yapmıyorlar. Otoban üzerinde yasakmış yolcu indirip bindirmek.  Zevkli bir yolculuk oldu benim için. Etrafı seyrede seyrede geldim Selçuk’a kadar. Çevre alabildiğine yemyeşil insanın kanını kaynatıyordu sanki. İlkbaharın tadını fazlasıyla alabildim yolculuk boyunca. Yeşilin her tonunu görmek mümkündü bu yolculukta.
Selçuk garajda indim. Oturup bir çay içtim, Şirince levhasını görmüştüm garaja girerken. Şirince’ye gitmeye karar verdim birkaç kişiden bilgiler edindikten sonra. Yakınmış zaten. Fiyat da çok ucuz 3 lira gidiş ve her 15 dakikada bir minibüs kalkıyor Selçuk’tan.
Şirince yol güzergahı da yeşillikler içinde, Selçuk’tan sonra yavaş yavaş tırmanmaya başladık yukarıya doğru yamaçta ilerleyen yoldan. Nihayet kısa bir yolculuktan sonra Şirince köy merkezine vardık ve indim. Matematik köyünü biliyordum öncelerden, hakkında çok da yazı okumuştum. Merak ettim tekrar ve gitmek için araştırdım, sordum birkaç kişiye. Merkezden biraz uzakta olduğunu, minibüslerin şimdilik uğramadığını, ancak ileriki zamanlarda uğramak için çalışmaların devam ettiğini söylediler. Özel arabayla gitmek her zaman mümkün. Olimpiyat zamanlarında ancak uğruyorlarmış. Böyle olunca vazgeçtim oraya gitmekten ve Şirince Köyünün içinde dolaşmaya karar verdim.
Şirince kırmızı şaraplarından içmişliğim vardı ve tadı nefisti. Oturup bir yerde bir bardak tadımlık kırmızı şarap içtim. Şirince’ye gelip de şarabından tatmamak olmazdı tabii ki. Hatırı kalmasın dedim.
Kısacık sokağı ve sokağın iki yanına dizilmiş dükkanlarda el işi ürünler, değişik içecekler satılıyordu. Oldukça kalabalık vardı, yerli ve yabancı. Henüz sezon açılmamış olmasına rağmen fena değildi kalabalık; bir de hafta içi olduğunu düşünürsek. Hafta sonlarında daha da kalabalık olurmuş.
Adı gibi şip şirin bir köy Şirince. Tıpkı şirin bir bebek gibi, gelen misafirlerini ağırlıyor elinden geldiğince özen göstererek. Oturup kalkmalarımı saymazsam yürüyüş olarak aheste aheste yarım saati bulmaz dolaşmak her köşesini. Nihayet dolaşmalarım bitti ve tekrar durağa geldim beklemeye başladım diğer bekleyenlerle birlikte.
Fazla beklemeden bir araba geldi ve doluncaya kadar bekledik. Kısa bir sürede doldu ve hareket ettik tekrar Selçuk’a doğru. Dönüş yolculuğu daha da zevkli geçti benim için. Tepeden aşağıya inerken aheste aheste, kuşbakışı görebiliyordum tüm vadiyi ve yeşillikleri. “Aferin sana, bir fare yakaladın kedi olalı” dedim kendime. “Ne iyi ettim gelmekle, bir değişiklik oldu benim için” düşüncelerimle yolculuğum devam etti.
İşte geldim Selçuk garajına tekrar. Oturup bir kahve içtim önce ve biraz soluklandıktan sonra hemen yan tarafımda duran Aydın minibüslerinden sırada olanının şoförü bağırmaya başladı “5 dakika sonra kalkıyor Aydın” diye ve başımı çevirip baktım o tarafa, az bir yer görünüyordu boş olan koltuklardan. Kahve parasını ödeyip kalktım.
Saat 16 sularıydı hareket ettiğimizde ve Ortaklar üzerinden Aydına gidiyorduk. 8 lira aldı parayı toplayan. Benim için yarı yarıya olmuştu İzmir üzerinden Torbalıya yaptığım seyahatlere göre.  Zaman kaybım az denilmeyecek miktarda azalmıştı. “Tamam” dedim kendimce “Bundan sonra bu yoldan gelir giderim artık” dedim ve önemli bir keşifti benim için.
Kısaca felekten bir gün çalmıştım böylece. İyi de ettim, bundan sonra keyfini çıkaracağım seyahatlerin ve zamana karşı yarışmayacağım hiç de. Zaman benimle yarışsın isterse, artık zaman umurumda olmayacak. Minnet de etmeyeceğim zamana.
Hoşça ve sağlıcakla kalın.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  08-04-2017
                                                                                                                              Halil Gönül    
Görsel:YouTube

2 yorum :

  1. Bloğunuza gece bitmeden geldim ve siz gezerken o yerleri hayal ettim. İzmir'i tüm tanıdıklarım överler. Siz de ne güzel bir yol güzergahı belirlemişsiniz. İyi olmuş. Zaman artık çok değerli. Hayat ise gerçekten yaşanmaya değermiş. Yazdığımdan beri, okuyarak blogları bunu öğrendim sonunda. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Huzurla kalın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Ece Evren Hanım, nazik ziyaretiniz ve değerli yorumunuz için. Çok haklısınız: Yazmak, insanda bir tür yenilenmeye yol açıyor. Benim hissettiğim: Sanki çorak toprağa su verilmesi gibi bir şey yazmak.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.