AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Çarşamba, Mayıs 03, 2017

Çiçeği burnunda Mühendislik anılarımdan birisi-Avan Proje

Başardıııık!

Avan Proje

                Van'ın Gürpınar ilçesi, o yıllarda-1984-85- küçük bir yerdi. İller bankası da o dönemlerde belediyelerin üst yapılarıyla da ilgileniyordu. Bu iş de o nedenle İller Bankası tarafından finanse edilip belediyenin aylık ödeneklerinden belli oranlarda kesiliyordu.
                Yemekte biraz havadan sudan bahsettikten sonra işe geçti sohbet konusu.  “Ya abi, sen jenere menere dedin ama biz bir şey anlamadık bu işten, nedir bu işin aslı?” dedi yüklenici parlayan ve aynı zamanda da tedirgin bir gözle, gözlerimin içine bakarak.  Kontrol tekniker arkadaş da bakıyordu bana dikkatle.  “Çok basit bir şey, tavan döşemesini ters çevirip oturtacaksınız temele” deyince iyice şaşırdılar ve dalga geçiyorum sandılar önce. Birbirlerine baktılar alay mı ediyorum diye ama son çare gibi görünüyordum onlara ki ısrarla öğrenmek istiyorlardı durumu.
                “Döşemeyi yapamadık ki nasıl ters çevireceğiz?” dedi yüklenici. 
              Neyse uzatmayayım.
              Biraz gülüştük beraberce. Yemeğimizi yerken adım adım anlatıverdim yapılması gerekenleri ve “Piyasadaki meslektaşların takıldıkları bir şey olursa yardımcı olurum” diyerek kestirmeden gittim.  Yemekten sonra kalkıp geldik daireye. Mesafe çok uzak değildi zaten. Ben odama geçtim herhangi bir yazı falan var mı diye bakmaya.  Birkaç gün önceki yazdığım bir raporun daktilo edilmiş halini bırakmış daktilo servisi. İmzalayıp evrak kayıta gönderdim. Bir çay söyledim telefonla ve havadan sudan düşünmeye başladım koltuğa yaslanarak.
                Dedim ya “Kabak çiçeği gibi açıldım kısa sürede” hem iş açısından hem de çevre açısından oldu bu durum. Bizim şube müdürünün oğlan -o zamanlar daha yeni Anadolu olmuştu ismi okulların ve kaliteli eğitim veriyordu, İngilizce eğitim vardı- anadolunun orta kısmında okuyor birinci sınıfta. Daha önceleri başka bir arkadaşla çalışıyormuşlar ancak çocuk yeterli bulmamış vazgeçmişler birlikte çalışmaktan. Şube müdürümüz bir gün bahsedince durumdan atladım hemen üstüne ve ben de İngilizcemin ölmesini istemiyordum zaten. Belli günlerde çalışmaya karar verdik. Aynı zamanda hafta da bir veya iki gün bir orta okul ve ticaret lisesine İngilizce derslere giriyorum. Mesai saatleri dışında özel bir büroda inşaat kesin hesabı yapıyorum. Dairenin işi olarak da Gürpınar'ın içme suyu Avan projesini hazırlıyorum yıl içi yatırım programına alınması için.  Kaynak etüt işleri zaten devam eder durumda. Anlayacağınız birden yüklenince her şeyi, zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor insan.
                Aradan birkaç gün geçti, bir gün müdür bey çağırdı odasına. Temel işiyle ilgili bilgi almak istedi benden. Ben de anlatıverdim hem gördüklerimi hem de çözüm olarak önerilerimi. Bir çay içtikten sonra ayrılıp tekrar odama çıktım. Bu arada kuşkulandım da durumdan, başıma yıkılacak diye düşünmeye başladım yavaş yavaş. Bu kadar iş yoğunluğunda o işin altından kalkamam diye düşünüyordum. Avan projenin günü kısıtlıydı, bir an önce hesaplar bitirilip, çizimler yapılması gerekiyordu ve ben yalnız çalışıyordum gece gündüz. Eğer gününde dosya olarak hazırlanıp genel müdürlüğe gönderilmezse yıl içi programa alınamayacak daha sonraki yıllara kalacaktı yatırım. İşte o zaman başa iş alındı demekti: Siyasiler ve belediye başkanı idareye cephe alacaklar, ortalık allak bullak olacaktı. Göze alınabilecek bir durum değildi. Hesapları yarılamıştım ama yine de yetişmesi çok zordu. O zamanlar bilgisayar yok, her şey elle yapılmak zorundaydı. Şube müdürümle konuştum ve durumu anlattı kendisine yardım istedim. Bir yeni mezun meslektaş verdi yanıma “Her türlü konuda bütün daireyi-bina olarak, tüm servisleri- seferber edebilirsin” deyince kuş gibi pencereden uçuveresim geldi oracıkta. Teşekkür ederek odasından ayrıldım ve odama döndüm tekrar.
                Yeni mezun arkadaştan çok şey bekliyordum aslında, bir gün etüt için seyahate çıkarken hesap planı üstünde neler yapılması gerektiğini söyleyerek gittim. Akşamüzeri geç vakit döndüğümde merak ederek odama geçip yapılanlara bakmak istedim. Gördüklerim şoke etti beni. Bir çizik, bir rakam yazılmamıştı. Önce kasıt aradım ama sabahı bekledim çaresizce. Sabahleyin arkadaş geldiğinde ben daha ağzımı açmadan gelir gelmez “Abi kusura bakma, bana A’sından Z’sine anlat, hiçbir şey bilmiyorum bu konuda” deyince düşündüklerimden utandım; anlayamamıştım bir türlü.  Anlatmaya kalksam da zaman kaybıydı zaten. Elimdeki tek yardımcı elemandı mevcutta. Mutlaka değerlendirmem gerekiyordu. Oluşturmuş olduğum tabloyu koydum önüne ve hangi satır ve sütunların kullanılacağını, hangilerinin toplanıp bölüneceğini falan pratik olarak anlattıktan sonra emin olmak için de birkaç satır birlikte yaptık ve izledim. Emin olduktan sonra yapabileceğinden bıraktım kendisine.
                Zaman çok hızlı geçiyordu, bir ay kadar süre kalmıştı gönderilmesine dosyanın. Kâbusum olmaya başladı, bitmesi mümkün görünmüyordu hele o onlarca paftaların çizimi-uygulama planı- kesinlikle mümkün değildi. Kimseye de bir şey diyemiyorum, toy bir mühendisim kim dinlerdi beni! Tekrar gittim şube müdürüne anlattım ve ihtiyaçlarımı söyledim. Daktilo, harita ve levazım servisleri emrime verildi ilave istersem de istediğim servisten alabilecektim. Koşturarak geçtim odaya ve bütün daktilo edilmesi gereken hesap tablolarını daktiloya verdim, paftaları da-hesap planlarını, uygulama planlarını- harita servisine dağıttım. Bana takip ve organizasyon düşüyordu artık katlar arasında. Bir aya yakın sıkı bir çalışma oldu, ben de akla karayı seçtim katlar arasında bir aşağıya bir yukarıya derken.
                Tam bu kızışık durumda bizim tekniker arkadaşla yüklenici de geldi bir sabah. Adamın çehresi simsiyah olmuş haldeydi, gözlerindeki parıltı kaybolmuş yarı canlı bir cenaze gibiydi karşımda otururken. Biz odada iki arkadaş oturuyorduk ve diğer arkadaş o gün seyahate çıkmak için hazırlanıyordu, tam da çıkmak üzereydi. Adamın halini görünce oturdu merak ederek. Biraz sorup sorgulayınca anladı durumu.
                Adam dışarıda araştırmış bu işi yapabilen kimse bulamamış. Top üstüme yıkılacak. Ben zaten ne yaptıysam kendi ağzımla yapmışımdır her zaman. İleriyi geriyi düşünmeden ilk anda pat diye söylerim söyleyeceğimi. Aptallık derecesinde safımdır bu konuda ve ders de alamadım hiç hayatımda. Her seferinde de kendime tembihlerim halbuki. Olmuyor, olmuyor işte bir türlü beceremiyorum bu işi. Adam ve arkadaş özellikle ısrar ediyorlardı benim yapmam için. Ben de içinde bulunduğum sıkışık durumu anlatmaya çalışıyordum ona. Dairedeki arkadaş zaten biliyordu durumu ve kendi servisiyle de birlikte çalışıyorduk.  Baktım olmuyor anlatabilmem mümkün değil, zaman kazanmak için “Ya bir daha araştırın bu işi, gerekirse Ankara falan” diyerek sıyrılmaya çalışıyordum. Bunlar üzgün olarak ayrılmak zorunda kaldılar yanımdan.
Daha birkaç saat geçmemişti ki müdür çağırdı beni ve indim aşağıya odasına. Birlikte oturuyorlardı. Bana da kahve söylediler ve müdür bey konuyu benden öğrenmek istedi yine. Ben de içinde bulunduğum durumu, Avan projeyi anlattım. Hak verdi bana ancak bu işin de aciliyeti olduğunu, programın çok gerisinde kalındığını, mutlaka bir çözüm bulunması gerektiğini söyledi.
 Bunları dinlerken ben de uyanmıştım duruma: İş üstümde kalacak çaresi yoktu artık. Adama da baktığımda ve kendimi onun yerine koyduğumda başım döndü bir anda ve “Müdür Bey, ben gece de olsa üç beş saat çalışır betonarme ve statik hesapları yapar, müsvedde olarak da çizimi kurşun kalemle yapıverebilirim. Ancak çizimlerin rapito ve ölçekli olarak çizimini yapamam” dedim diğerlerinin de yüzüne bakarak. Birden yüzü parladı adamın ve kontrol arkadaşın. “Çizimleri de sen yap işte Yılmaz Bey, çizimler bitinceye kadar da bir taraftan uygulamaya devam edersin.” Dedi müdür bey. “Tamam, efendim, hesaplar bitip, müsveddeler elime geçer geçmez mesele hallolmuş demektir.” Dedi kontrol arkadaşımız Yılmaz Bey. Bu iş de çözülmüş oldu böylece.
Aynı gece sabah 06 ya kadar çalışıp bitirdim ve kurşun kalemle A4 kağıtlarına betonarme ve kalıp planlarını çizip sabahleyin verdim Yılmaz Bey’e. O gün neredeyse hiç doğru dürüst uyumadan daireye gittim. En yoğun koşuşturmalardan birini yaşadım gene değişik katlarda çalışan arkadaşların takıldıkları veya okuyamadıkları şeyleri çözmek için. Bazen öyle oluyordu ki ayaklarımın altı ateş gibi yanıyordu ve ben de ayakkabı ve çorapları çıkararak yalın ayak koşturuyordum katlar arasında. Asansörü hiç kullandığımı hatırlamıyorum çünkü asansörden daha hızlıydım.  
10-15 günün sonunda yüze yüze burnuna gelmişti artık dosya, bir taraftan ozalit servisi çalışıyor, diğer tarafta çizim derken sıra paftaları katlayıp dosyalamaya geldi. İki günümüz kalmıştı kargoya vermek için. Bir hummalı çalışma daha. Mesai kavramı kalkmıştı ortadan. Veeeeeeeeeee mutlu son: Dosyaları bağlayıp paketledik. Evrak servisine teslim ettik gönderilmesi için. Yarın uçak vardı ve uçakla gönderilecekti bizim Avan proje Ankara’ya, Ankara’da da bir kişi alacak hava alanından ve elden genel müdürlüğe teslim edecekti.
Personelden arkadaşın biri “Tamam gönderdim” deyince bayram havası esti öğle yemeği öncesinde dairede. Benimse bütün yüküm sırtımdan kalkmış kuş kadar hafiflemiştim. Kendi katımda olan arkadaşlara ve diğer katlardaki arkadaşlara dolanarak “Arkadaşlar, yardımlarınız için size teşekkür etmek istiyorum. Yemekten sonra kahveleriniz benden” dedim ve kendilerine teşekkür ederek ayrıldım her birinin yanından.
Baklava
Yemekten döndükten sonra odama geçtim ve benimle birlikte birkaç arkadaş daha geldi, diğer gelecekleri beklemek istiyorduk. Benim oda küçük gelecekti 15-20 kişiye ve salona geçelim dedik birlikte ve toplantı salonuna geçtik. Genellikle tamam olduğumuzu düşününce kahveleri söyledim, sigaraları tüttürmeye başladık, şakalar, gırgırlar, benim çıplak ayakla koşuşturmalar, yaka paşa dağınık hallerim, komedi konusu oldu ve gülüşürken salona elinde büyük bir tepsi baklavayla Gaziantepli bir elektrik başmühendisi abimiz -ismini şu anda hatırlayamadım-çıka geldi. “Arkadaşlar bu da benden, bu ahenge imrendim ve ortak olmak istedim” deyince duygusal bir hava esti ve kapladı her tarafı. Neredeyse ağlayacaktım ben de gözlerim dolu dolu oldu. “Gerçekten çok zor bir işi başardınız, kimsenin umudu yoktu olacağından, ben de teşekkür ederim herkese.” Dedi ve oturdu ortadaki masanın başına tek tek servis yaptı kendi elleriyle. Tam da baklavayı yerken şube müdürümüz çıka geldi. Duymuş gülüşmeleri, merak etmiş ne oluyor diye. O da katıldı bize ve meşrubatları da o söyledi. Benim için duygu ve minnettarlık dolu bir gün olmuştu hayatımda.
Bu arada Yılmaz Bey de çalışmaları hızlandırmış temel demirlerinin döşenmesine geçilmiş, bana haber verdi bir gün sonra “Gidelim zamanın varsa” deyince “olur” dedim, merak ediyordum çünkü.  Öğleye yakın gittik birlikte ve yüklenici de oradaydı. Ofise geçmeden direkt olarak inşaata baktım. Yılmaz bey projeleri istedi elemandan ve proje geldi. Benim müsvedde çizdiğim A4’lerdi proje olarak elime gelen. Döşenen demirlere baktım, bir de çizdiklerime; terslik vardı: hemen Yılmaz Bey atıldı benim şaşırdığımı görünce anlamıştı neye şaşırdığımı. Ben telaş ve uyku sersemliğimle o gece pilyeleri ters çizmişim müsveddelerde, öyle olmasına rağmen uygulamada doğrusunu yapmışlar. Teşekkür ettim kendilerine ve gülüşerek ofise geçtik. Yüklenici palazlanmış, kendine gelmiş, etekleri zil çalıyordu. Adam nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu, iltifat, minnet bini birdi. Beni nereye oturtacağını bilemiyordu. Anladım durumunu, biraz daha sohbet ettikten sonra çarşıya yemeğe çıktık ve yemekte de benzer konular konuşuldu, dairedeki işler derken bir saat kadar zaman geçirip geriye geldik tekrar.
                Şimdilik burada kesmek istiyorum bu yazımı sevgili okurum. Şimdilik hoşça ve mutluca kalın. Gelecek yazılarda görüşmek üzere.
                                                                                                                                  03-05-2017-1342
                                                                                                                                                                                 Halil GÖNÜL
Görsel:Pixabay.com

6 yorum :

  1. Ben en iyisi bu yazı serisi final verdikten sonra topluca okuyayım, kaleminize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sevgili Lacivert, teşekkür ederim. Siz yine de arada bir uğramayı ihmal etmeyin; geçiyordum uğradım yaparsınız olmaz mı? :)

      Sil
  2. uzun uzun nasıl yazmışsınız süpersiniz ben üşenirim vallahi emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sevgili Cigdemce Tatlar, nazik ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim. Aslını isterseniz; başlarken ben de çok üşengeç başlıyorum ama yazmaya başlayıp biraz yol aldıktan sonra, kolum ağrımaya başlayıncaya kadar devam etmiş oluyorum. Hoşça kalın.

      Sil
  3. Geçmiş zamanda sizin işler de epey zormuş. Bilgisayar hafifletmiş, anladığım kadarıyla. Ne güzel Türkiye'nin imarında izinizin olması. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sevgili bahce perim. Öncelikle teşekkür ederim nazik yorumunuz için. Gerçekten çok zormuş çünkü bunu ben de bilgisayar hayatımıza girdiğinde anladım. Bir ayda yaptığımız şeyi bilgisayarla en fazla bir veya iki günde hallediyoruz artık. Ne acı ki, o zamanlarda yazdığım başka bir raporun imalatının 2010 yılında Samsun'da boru kabulündeyken tesadüf öğrendim. Van-Çatak ilçesinin boruları 2010 yılında gidiyordu, 25 yıl sonra.
      Hoşça kalın, saygı ve sevgilerimle.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.

Yerleşik reklamlardan, rahatsız oluyor musunuz? Sizi rahatsız eden hangisi veya hangileridir?