Pazartesi, Haziran 19, 2017

Pazar Gözlemim-14-Beyin Salatası

"Baldan tatlı"

Beyin Salatası

                Beyin travması geçiren insanlarda görülen bir olguya Tıp Literatüründe “Beyin Salatası” ifadesi kullanıldığını 80’li yıllarda hastanede bir hasta ziyaretinde duymuştum.

                Travma sonrası hafıza kaybı yaşayan hastaların zaman zaman anılarıyla ilintili olarak anlamlı veya anlamsız cümleler kurması durumuna verilen isimmiş. Söylediklerini dikkate almamak gerekliymiş. Bazılarında travmanın etkisine göre hafıza kaybı kısmen kalıcı olabilir veya altı ay kadar süre içinde normale yakın dönebilirmiş.  Yüreğimize su serpilmişti “Normale dönecek” cümlesi.

                Hastaneden çıktım, sersem bir halde yürürken cadde üzerinde; nedenini bilmediğim bir güç beni gelmekte olan minibüse binmeye itti. Neden bindiğimi ve nereye gittiğimi bile hiç düşünmeden atladım içeriye ve boş bir koltuğa oturdum. Adeta yarı uyuşuk ve hissizdim.
             Ne kadar yol aldığımızı bilmiyordum ama bir an başımı çevirip dışarıya baktığımda güzergâh tanıdık geldi.  Denizli çıkışına doğru gidiyordu yolcu minibüsü. 15 kişi kadar vardı. Biraz ileride Pamukkale yol ayrımından Pamukkale’ye doğru yöneldi. Kendimi yoklamaya başladım. Olsun dedim içimden ve yan tarafımda oturan delikanlıya sordum arabanın nereye gittiğini.
                Şaşkın şaşkın ve alaycı bir gülümsemeyle baktıktan sonra “Pamukkale Abi” dedi bağırarak. Bağırması işe yaramıştı; kendime gelmeye başladım. Başımı sallayarak ve gülümsemeye çalışarak sessiz teşekkür ettim.

                “İncek vaaaa!”  Dedi boğuk ve ağlamaklı sesle arkadan, bir erkek sesiydi.   Yirmi metre kadar gittikten sonra durdu araba.  Yanımdan yaşlı bir adam geçti kapıya doğru. O anda başka bir kişi kapıyı açtı ve yaşlı adam adımının birini arabanın basamağına bastı diğer adımını atacağı anda şoför: “Amca para?” dedi biraz yüksek sesle. Kulağı yavaş duyuyordur diye düşündü belki de.  Üzerinde yamalıklı ama temiz eski bir paltosu ve ayağında yırtık lastik ayakkabısı olan 70 yaşlarındaki adam bir an tereddüt etti adımı havada kaldı, hiç istifini bozmadan ve arkaya bakmadan, boğuk ve bitkin bir sesle: “Yok evladım, olduğunda veririm, Allah bana ben sana!” dedi ve cümlesi biter bitmez adımını atıp yere bastı.
                Bastığı yerde bir an dikildi, dikleşti; başını kaldırdı ve emin adımlarla atik bir şekilde önündeki bahçe kapısını açarak içeriye girdi. Kapıya yaklaştığında bekçiye: “Burası yaşlıla evi he mi evladım?” dediği kulaklarımı bir kurşun gibi sıyırıp geçti.   
"Yaşlı Adam"

                Araba hareket etmeye başladı, içindeki insanların homurtularıyla. Şoför başını sallamakla yetinmişti ikinci defa bir şey söylememişti. 30 yaşlarında şişman yapılı ve kır saçlı görünüyordu.
                Yaşlı adamın arkasından bakakaldım, gözden kayboluncaya kadar takip ettim, içimde bir şeyler koptu durdu bakarken. İçim boşalmıştı sanki. Bütün organlarım yerinden sökülmüş ama hiç acı hissetmemiştim, kaskatı kesildiğimi fark ettim Pamukkale’nin beyazlığını görünce.
                Kafamda dolanan bin bir düşünce vardı. Adamın kim bilir kaç çocuğu vardır; kesin beşten aşağı değildir kızlı oğlanlı. Her biri bir kaşık çorba verse adam beyler, paşalar gibi yıllarını uğruna harcadığı evinde ve çoluk çocuk, torun torba arasında, kalan ömrünü tamamlar giderdi musmutlu ve bahtiyar ölürdü. Torunları da çok şeyler öğrenirdi kendisinden ve gelecekteki evlatları olmazlardı belki de.  Şimdi eminim torunları da kendi ana ve babalarına aynı şeyi yapacaklardır. Çünkü örnekleri önlerinde.
                Bu olay  seksenli yıllarda yaşandı ve o günden beri aklımdan çıkmadı hiç. Adam hala dimdik sırtı bana dönük, o kapının önünde bekliyor halde duruyor hafızamda.

                Sanıyorum on sene kadar önce -2010 yılı civarı- bir araştırma okudum şok oldum, gene aynı olay geldi gözümün önüne.
            Araştırma sonuçlarına göre huzur evlerinde kalan yaşlıların çocukları, çoğunlukla varlıklılarmış ve doktor, mühendis, avukat  gibi saygınlığı olan meslek mensuplarıymış.  Kısaca varlık ve eğitim demek ki pek faydalı olamıyormuş yaşlılara tam tersine işliyormuş çark. Ana ve babaların verdiği ömürler boşa gidiyormuş açıkçası.
                “Merak ediyorum, koca koca evlerin içine- birkaç odası boş durduğu halde- bir veya iki yaşlıyı sığdıramayan insan kılığındaki insancıklar bir metre kare yere nasıl sığacaklarını düşünüyorlar?
                Acaba düşündükleri veya empati yaptıkları olmuş mudur hiç?
                Hiç de ihtimal vermiyorum!
                Onları daha derine, dik gömmek lazım aslında; esas duruşta: Hiç olmazsa disiplin cezası bari yemezler Azrail’den. Anlaşmaları varsa bir diyeceğim yok elbette!..”
            “Çoğu kişinin normal bir durum gibi yaşadığı durumları; bazılarının hayalini bile kurabilmesi, hayalinde de olsa yaşayabilmesi mümkün değildir.
                Bu tür durumlara ne ad verilir bilemedim: Ailesi varken, aile özlemi çeken çocuk veya insan; ya da ailem sanıp bir ömür boyunca uğruna savaştığı ailesinin aile olmadığını anlayan yaşlı, insan gibi!..”
                Bir ad koyulabilir mi ya da kime göre adlandırılabilir?
                “Kafam karışık!..”  Beynim salata üretiyor; beyin salatası…

                                                                                                              16-06-2017-0405

                                                                                                                                        Halil GÖNÜL  

Görsel:Pixabay.com

2 yorum :

  1. yaşlı adam bedava yolculuk yapmış desenize :) varlıklı olan evlatların yaşlı ana-babasını yurtlara vermesini anlamak gerçekten çok zor bir durum.."Allah o durumlara düşenleri bir an önce kurtarsın", dileğimiz olsun..elinize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba +Yazar Yildirim.
      Parası yokmuş garibin!
      Teşekkür ederim. İyi dileklerimle hoşça kalın. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.