AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Cuma, Temmuz 14, 2017

Çiçeği burnunda Mühendislik anılarım-İntihar Girişimi-Kayık Macerası

Kayık Macerası

          Birliklerimiz yakındı Necati'yle. Fakat Necati'nin acemilikten yeni gelmiş olması biraz sıkıntı yaratmış onda. Ben daha eskiydim. İki dönem öndeydim Necati’den. Necati'yle birlikte olan devre arkadaşım zaman zaman anlatıyordu sıkıntılarını.

         Necati kışlada yatıp kalkıyor, ben evde kalıyordum iki adet başka arkadaşla. Akşam üzeri Necati geldi yanıma “Abi haydi bu akşam sahile inelim biraz kafa dağıtırız” deyince “Olur” dedim. Bir hafta kadardır sahile inmemiştim ben de.
         Buluşma yeri ve saatini kararlaştırdık birlikten ayrıldım ben. Eve gidip sivil giyindim ve vakit geçirmeden minibüse binip Bakırköy sahiline indim oturmaya başladım bankta. Beş on dakika geçmeden Necati de geldi. 
           Necati biraz tedirgin görünüyordu. Ay ışığı gündüz gibi aydınlatıyordu ortalığı. Birer külah kabak çekirdeği aldık epeyce yürüdük çitleyerek. Yarım saat kadar zaman geçti ki “Çay içelim mi?” dedi. “Olur” dedim ben de başımı sallayarak. Sahilden biraz içeriye giderek bir kahvede ikişer çay içtik. Düşünceli hali devam ediyordu hala.

         “Neyin var Necati, yardım edilebilecek bir şeyse halledelim” dediysem de sanki duymamış gibi davrandı. Bir süre dalgın dalgın karşıya gemilere baktıktan sonra “Yok abi ya, önemli bir şeyim yok; biraz hanımı ve doğacak bebeğimizi merak ediyorum. Doğum yaklaştı da. Hele şükür hanımın ailesi yanındalar.” Dedi gülümsemeye çalışarak.

         İkinci çayımızı bitirdikten sonra kalktık tekrar yürümeye başladık sahil boyunda. Ama gözü zaman zaman karşıda demirlenmiş haldeki bir gemiye takılıyordu, bana çaktırmamaya çalışarak bakıyordu arada bir. Bir anlamı yoktu benim için bakmasının, önemsemeden yürümeye devam ettik.

         Yüzme bilip bilmediğimi sorunca “çok iyi değilim ama zorda kalırsam kendimi kurtarabilirim” dedim. Sevindi bu cevabıma. “Haydi o zaman bir değişiklik yapalım, ne kadar oldu kürek çektiğim hatırlamıyorum.” Dedi ve hızlı adımlarla ilerledi önümden. Ben de hızlanmaya çalıştım ama o koşturmaya başladı o zaman.

         Yavaşladığında aklımdan geçen başıma geliyordu sanki. Kayıkçının biriyle konuşmaya başlamıştı. Çıkardı para verdi kayıkçıya ve atladı kayığa yapıştı küreklere. Yüreğimi ağzımda hissediyordum o anda. İş işten geçmişti bile. Ne dediysem de vaz geçiremedim. 

      Parasını alan kayıkçı da Necati’yi destekliyordu. Su pek güzelmiş, çarşaf gibiymiş, korkmaya gerek yokmuş, zaten mesafe de kısaymış falan sayıp döküyordu adam.

         Çevreye bakındım, beş altı tane de kayık vardı denizde, bazılarından gülüşme sesleri geliyordu. Genellikle genç aşıklardı. Karşısına oturdum Necati'nin. Küreklere asılmaya başladı. Ne can yeleği ne de başka bir şey vardı yanımızda. Necati elinden geldiğince çekiyordu kürekleri.

         “Yavaş Necati yavaş” dediysem de aldırmadı. Eline uçurtma verilmiş çocuk gibiydi ağzı bir karış açık, gülüyor bazen ağlamaklı çıkıyor sesi. Diğer kayıklardan ters yöne doğru gidiyorduk. Yüz metreyi geçmiştik.

        
“Şu gemiyi dolanalım mı?” dedi ve gözlerime bakıyordu. Gözleri matlaşmıştı. Belki de ben yanlış görüyordum, demirli geminin silüeti vuruyordu üzerimize. Gemiye epeyce yaklaştık. Ben iyice şaşırmıştım duruma ve panik başlamıştı bende. Anlamsızlıklar içinde gelip gidiyordu aklım. Korkum soğuk kanlı olmamı engelliyordu. Geminin burnundan yanaşıp ortasına kadar vardığımızda sakinleştim. Önce kürekleri almak istedim ama vermek istemedi. Israr etmenin anlamı yoktu.

         Konuşarak meşgul etmek istiyordum, kışlada olan olaylardan bahsettik, benim nöbetimdeki hap yutan askerden, onun için sabahlara kadar uğraşmamdan, taksimde gecenin 03’ünde yoğurt arayışımızdan konuştuk. Midesi yıkandıktan sonra Gümüşsuyu askeri hastanesinden çıkarırken doktor yoğurt yedirin demişti.

         “Uyuşturucu müptelasıymış o asker, değil mi Abi? Firariymiş de yakalanmış getirilmiş bir gün önce.” Dedi. 

            Birliklerimiz ve yatakhaneler yakın olduğu için birinde olan bir şey diğerinde çabuk duyuluyor demek ki. “Yanımda mıydın oğlum, bu kadar detayı nereden biliyorsun?” deyince hafiye gibi gülümsedi sinsi sinsi.
         “Dr. Yarbaya kafa tuttuğunu, onun da sana ‘askerliğini yakarım senin’ dediğini de duydum.” Dedi duygusuzca ses tonuyla. 

        Konuşma işe yaramıştı, kürekler daha az hareket ediyordu. Dedikleri doğruydu. Askeri ilk gördüğünde yarbay, kısa bir muayeneden sonra: “Ameliyathaneyi hazırlayın ve alın bunu oraya” dedi. Onun üzerine ben de bir kâğıt içinde sarılı olarak getirdiğim kusmuğunu göstererek “Komutanım, hap yutmuş bir şişe kadar, işte kusmuğunun içinden çıkan birkaç tanesi” dedim.

         Ne düşünerek ameliyathaneyi hazırlayın dedi bilemiyorum ama intihar olayı deyince midesini yıkadılar ve yarım saat kadar sonra taburcu etmeye kalktı. Ben tedirgindim bu durumdan, zaten gecenin 02’sine gelmişiz, kışlada bakılacak imkân yok, yatakhaneye bırakıp gideceğiz. Ölür kalır diye korku oluştu içimde.

         “Komutanım, kışlada imkanlarımız kısıtlı; sabah taburcu etseniz mümkünse” deyince: “Asteğmen, burası askeri hastane; çocuk yuvası değil, her karnı ağrıyanı yatıracak olursak ciddi hastalara yerimiz kalmaz. Bir şey olmaz al götür at yatağına. Giderken birkaç kâse de yoğurt al, başına da bir nöbetçi koy istesen yedirsin yoğurdu.” Dedi kızgın bir ses tonuyla.

         Boş boğazım ben, saf aptalın tekiyim. Düşündüğümü pat diye söyleyenlerdenim; benim de kusurum bu işte, düzeltemedim bir türlü.

         “Komutanım biraz önce ameliyathaneyi hazırlatıyordunuz ama!” dedim birden. Şafak atan Dr. Yarbay döndü birden, gözlerini dikti gözlerime: “Kaç ay var terhisine, askerliğim yanar diye mi korkuyorsun? Al götür at şunu yoksa ben yakacağım askerliğini” dedi ve ateş fışkırıyordu gözlerinden.

         Baktım pabuç pahalı, çaresizce çıkardım askeri ve taksim meydanında açık yoğurtçu aradık altımızda ördek Dodge’la.  Biraz emek çektik ama bulduk bir yer ve üç adet yoğurt aldık, birini daha orada zorla da olsa yedirdik ve atlayıp geldik Davutpaşa’ya…
                                                                                                     13-07-2017-0507

                                                                                                      Halil GÖNÜL


Not: 2/4

Görsel:Pixabay.com

10 yorum :

  1. Necati intihara kalkışacak sanmıştım. Nasıl zor bir süreç askerlik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru sanmışsınız, deryada damla.
      Necati'nin intihar girişimi anlatılıyor zaten akşam yemeğinde. Dört bölüm olarak planladım yazının tamamını. iki bölüm daha var. 1/4 ve 2/4 yayınlandı.

      Sil
    2. Diğer bölümleri de okuyacağım. Bakalım bu bunalımlı süreçleri atlatabilecek mi Necati?

      Sil
  2. Ne güzel bir anıymış.Devamını bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha Mutlu Yaşam,

      beğenmenize sevindim. Teşekkür ederim. :)

      Sil
  3. ilginç bir intihar vakası ve anısıymış..hikayeyi anlatım tarzınız da çok farklı..sona doğru merak uyandırıyorsunuz.. :)) kaleminize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazar Yildirim,
      Teşekkür ederim, ilginizi çekmesine sevindim. :)

      Sil
  4. Dedektif romanından bölüm okuyorum sanki.:)) Heyecan bastı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bahce perim,

      "bu çocuk okur" mu diyosunuz yani? :))
      hemen geliyor diğer 2 bölüm.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.

Yerleşik reklamlardan, rahatsız oluyor musunuz? Sizi rahatsız eden hangisi veya hangileridir?