AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Pazartesi, Temmuz 17, 2017

Pazar Gözlemim-17-Akan Zaman İçinde Kişisel ve Toplumsal Hafızamız

Hafıza Ne İşe Yarar?

                Son zamanlarda “hafıza” kavramı takıldı aklıma ve sürekli kurcaladı durdu beynimin bir yerlerini. Anlatmaya çalışacağım düşüncelerim: Kişisel hafızanın oluşması ve gelişmesi. Kişisel hafızanın bize sağlayıp sağlayamadıkları. Aynı durumlar toplumsal hafıza için de geçerli. Bireyden topluma giderek, düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

                Hafıza kelimesi: Algılarımızı -beş duyu organımızla- ve algıladıklarımızın ne kadarını hatırlayabildiklerimizle ilgili bir kavram. Daha da basitçe söylersek “depo, saklama deposu” diyebiliriz. Saklanan bilgiler yeri geldiğinde kullanılmak üzere saklanırlar. Her zaman da öyle olagelmiştir. Bilinçli olarak kullanabildiklerimizin yanında -sürekli olarak veya sık sık kullandığımız bilgiler- bilinçsiz olarak da kullanılan, daha öncelerinden kayda geçmiş ancak kullanılmadığı için raflarda tozlanmış olanlar da vardır.

            Biz istesek de istemesek de kayıtlar sürekli yapılmaktadır ve bir yerlerde mutlaka kullanılacaktır. Bizi çok etkileyen olaylar altı çift çizgili olarak kayıtlara geçiyor ve benzer bir olayla karşılaşıldığında gayri ihtiyari olarak devreye giriyorlar.

                Kişisel hafızamızı geliştirmenin yollarından biri de sürekli öğrenme çabası göstermemizdir. Her öğrendiğimiz ve uyguladığımız durumlar hafıza kayıtlarına ilave edilirler, ne kadar çok şey öğrenirsek o kadar fazla bilgi kaydı yapılacak demektir bu da.

            Fazla bilgi kaydı bize ne sağlayacak?

Yaşamımızda mutlaka olumlu etkileri olacaktır, adımlarımızı isabetli atmamıza yol açacak ve daha kolay kararlar alabileceğiz. Karar vermek için seçeneklerimiz fazla olacaktır… daha da fazla şey sıralanabilir elbette…

                Benim asıl üzerinde durmak istediğim; güçlü ve dinamik bir hafızanın yaşamımıza kolaylıklar ve gelişmeler sağlayacağı üzerine olacak. Özümsenmiş bilgi birikimi ne kadar fazlaysa hafıza kayıtlarında da o kadar fazla var demektir.

Özellikle özümsenmiş diyorum çünkü: Özümsenmiş bilgiler uzun süreler unutulmaz ve her zaman da kullanıma hazırdırlar. Özümsenmemiş olanlarsa belli bir süre sonra -ihtiyaç kalmadığında- hafızanın tozlu raflarına kaldırılacaktır.  Sorulduğunda bile hatırlayamayacağız çoğunu ya da hatırlasak bile eksik olacaktır.

                Bilgisayarlarda olduğu gibi ram ve disk tarzında. Her şeyi disklere kayıtlayabiliriz ve lazım olduğu zamanda da çağırıp kullanabiliriz. Ram ise bildiğiniz üzere bilgisayar açık olduğu sürede devrede olan ve bilgisayar kapandığında bilginin silindiği bir alandır.
                Kayıtları ne kadar fazla olan birey varsa bir toplumda, o toplumunda kayıtlarının fazla olduğunu görürüz. İşte buna toplumsal hafıza diye adlandırırız. Geçmişten geleceğe doğru olan yolculuklarda her toplumun kendi hafıza yapısı farklılıklar gözetse de genellikle ayakta kalmak ve yaşam savaşı üzerine dopdoludur hafızaları.

            Gelenek ve görenekler toplumsal hafızayı oluştururlar, bir toplumun yazısız kurallarını oluştururlar. Ne kadar içselleştirilmişlerse bu yazısız kurallar, o toplumda da bağlar o kadar sıkıdır. Toplumsal kuralları hiç kimse tek başına yönetemez ve de koyamaz. Toplumlarda yıllar boyu süzgeçlerden geçe geçe ve uygulanabilirliği test edile edile bu günlere gelmiştir bundan sonrasına da gitmesi yine o toplumun bireyleri sayesinde olacaktır.

            Öncelikle eğitimin önemi çok fazla olduğu görülmektedir. Eğitimli toplumlarda sersemlemeler ve toplumsal çatlaklar çok fazla açılmadan kapatılırlar. Toplum içinde ayrışmalar yaşanmaz. Belli bir amaç etrafında toplanabilirler çünkü: Yaşam içindeki olayları değerlendirip analiz edebilme yetisi eğitimleri sayesinde kazandırılmış olurlar.

            Eğitimin zayıf olduğu hurafelerle yaşayan ve yönetilen toplumların eğitim seviyeleri düşük dolayısıyla da yaşam standartları çok aşağılardadır. Yaşam standartlarını yükseltebilecek becerilerden yoksundurlar.  Yaşadıkları dönem içinde de çevrelerinde olup bitenlere seyirci kalarak hatta olumsuz bile olsa olumsuzluğu değerlendirecek birikimleri olmadığından dolayı seyirci durumunda kalacaklardır.

            Özellikle bizim toplumsal yapımızda bu durumu anlatan ifadeler oldukça fazladır. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.”  “Eski köye yeni adet mi?” “Fakirin baş ucunda yatacağına, zenginin ayak ucunda yat.” Vb.  İfadelerin içinde ya teslimiyet ya olup bitmişlik-oluş aşamasında fark edilmemişlik-, ya da yeniliğe kapalılık anlamları taşırlar.

                Kişisel hafızalarımızın günün sabahına bile yetmediği-“sabahleyin ne yedin?”- çoğu zaman ima edilir durur. Bu durumda olan hafızalardan veya o durumdan biraz daha iyi hafızalardan meydana gelen toplumsal yapının hafızasından da çok şey beklenmesi elbette hata olur.
                Bu durumun ispatı (120-180?) devlet kurmuş geçmişimizle öğünmekle ortadadır. Görünen durum o ki, son devletimizi de bir şeylere benzeteceğiz toplum olarak ve öğünür artık torunlarımızın torunları. “Benim dedelerim (120-180?)+1. Devletine de sahip olamamışlar biz onun için buralardayız, hamal olarak. En büyük benim dedelerim.” Becerebilirlerse bir kümes bulurlar ve varlıklarını sürdürürler, hem de 20’şer çocukla. Bir an önce devlet kurmaktır hedefleri.

                Biz toplum olarak (120-180?) adet devletin nasıl ve neden yıkıldığını öğrenememiş bir devlet kurucusu dedelerin torunları olarak (120-180?)+1. Devletin de nerelere yol aldığını anlayamayan bir durumdayız. Toplumsal hafızamızın ne kadar sığ olduğunu gösteriyor bu durum da elbet. (120-180?). Devlet toplumsal sabahımızdır ve biz (120-180?)+1. Devlet toplumu olarak işte o sabahta ne yediğimizi unutmuş durumdayız.

                Kurtuluş savaşı denilen bir durum vardır; neredeyse bu toprakların her bir santimi kanla ıslanmıştır ama olduğu zaman toplumsal zamanla kıyaslandığında sabahtan çok sonrasında yani akşam sayılır. Bu da demek oluyor ki bizim toplumsal hafızamız yeni sofradan kalktığımız halde sofrada ne olduğunu unutmuş haldeyiz. İşte bu kadar zayıf hafıza. Belki de saat bile geçmedi tıkınmamızın üzerinden.

                Toplum olarak adeta “Öküzün trene baktığı gibi” bakıyoruz olan bitenlere; kimimize göre doğru kimimize göre eğri, ama giden hepimizin de üzerinde yaşadığı ve bizi barındıran bu topraklar. Halletmemiz gerekenleri kendi aramızda halledebilmenin bir yolunu er veya geç mutlaka buluruz ama gideni hiçbir zaman getiremeyiz.
                Hafızalarımızı tekrar yoklayalım, bulduğumuz kırıntıları bile değerlendirip günü yakalamaya çalışalım toplum olarak. Yakalayamadığımız zaman çok fazla zaman geçmeden kayıplarımız çok ağır olacak ve telafisi olmayan yaralar alacağız hep birlikte.
                                                                                17-07-2017-063

 Halil GÖNÜL

Görsel:Pixabay.com

10 yorum :

  1. Elinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş, biz maalesef duyu organlarımızla algılıyoruz ama algıladıklarımızı beyin süzgecimizden geçiremiyoruz, düşünme tembeliyiz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eren O.
      Teşekkür ederim,
      haklısınız.

      Sil
  2. Okumuyoruz,araştırmıyoruz,sorgulamıyoruz.Bize dayatılanlara inanıyoruz :(Farkındalık için önemli bir yazıydı.Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha Mutlu Yaşam,
      Teşekkür ederim.
      Size katılıyorum, bedavacıyız. :)

      Sil
  3. of ya bende istemesem de hafıza çok güçlü, öğrenme anlamında yani, unutmak istesem de unutamam, bi dolu lüzumsuz bilgiyi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deeptone,

      aynı hastalıktan muzdaribim:"Kafayı kırarsın sen" diyordu en yakınım; hala da kırılsın diye bekliyorum. Kimbilir belki de kırdım farkında değilim;çok şey farklı geliyor çünkü. :)))
      Böyle daha iyi bence; sıkıntıları olsa bile! :)

      Sil
  4. Harika bir yazı olmuş başarılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akif Acet.
      Teşekkür ederim, beğendiğinize sevindim. :)

      Sil
  5. Maalesef araştırmayan bir millet haline dönüştük. Resmen beynimiz başkalarına teslim ettik ve yönetilir hale geldi. Çok acı bir durum. "ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ." ifadesi güzel ama bence geç değil.. Hala bir şansımız var..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onur,
      size katılıyorum. Önemli olan farkındalık: "zararın neresinden dönersen kardır." demişler eskiler. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.

Yerleşik reklamlardan, rahatsız oluyor musunuz? Sizi rahatsız eden hangisi veya hangileridir?