Çarşamba, Mart 21, 2018

Kaşık-45-Çoban bağırarak Geliyor

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Hüsnü'nün bulunduğu Daşlı Tarla"

BÖLÜM-45-

Çocuk Öğretmen Hüsnü’nün, Pataklanmasından Sonra

            Çoban sırtlar Hüsnü’yü bağıra bağıra girer köye, duyanlar koşarlar köy odasına doğru merak ederler çobanın niye bağırdığını. Hüsnü yarı baygındır, yalnızca nefes alıp verir, başka bir canlılık belirtisi yoktur.
            Neredeyse tüm köy oradadır, Muhtar gelir ve hemen köy odasındaki yatağın üzerine yatırılır Hüsnü. Komşu köylere haber salınır adam gönderilir, kırıkçı, çıkıkçıları ve ebeleri getirmeleri için. Yaşlı erkek ve kadınlar vardır köylerde sağlık işlerine bakan, kendilerince ilaçlar, merhemler yaparlar. Çok kişinin derdine derman oldukları için zamanında en ünlüleri çağrılır köye.
            Hüsnü’nün ilk müdahalesi orada yapılır, bir şeyler sürülür vücudunun her yerine ve sarılır güzelce. Hüsniye de oradadır o sırada ve ebeye yardım etmiştir. Çelimsiz ama çetin ceviz olduğu bilinen bir kızdır. Tüm akranlarını sıraya geçirdiği bilinir herkesçe ve haklılığından dolayı kimse de bir şey yapmaz böyle durumlarda. Yetişkin gibi muamele görür köyde. Zaman zaman sözü dinlenilir. Zaten her zaman da ağzından bir söz çıkmaz.
            Muhtara bağırır Hüsniye denilen kız odadan.  Herkes dışarıdadır bu sırada. “Muhtar amca bu çocuk ölür böyle, her kimse ailesini bul ve doktora gitsinler. Ya da sen götür Nahiye’ ye.”  Bir uğultu başlar dışarıda.
            Muhtarın acizliği okunur gözlerinden duyduğu sözlerden sonra.  Nasıl götürecektir? Ne araba vardır ne de para, pul. Üstelik ölümün eşiğinde kim olduğu belirsiz bir çocuk ve üstüne üstelik köye ilk defa atanan bir öğretmen.  
            Hemen en genç azayı görevlendirir Nahiye’ ye gitmesi için. Nahiye Müdürü’nden yardım istenecektir.
            Herkes bekleyiş içindedir umutsuzluk ve çaresizlik içinde. Hüsniye ise başından hiç eksik olmaz Hüsnü’nün. Her saniye nefes alışını izler ve en küçük bir kıpırtısını bile gözden kaçırmaz. Yemesi için birkaç lokma ekmek getirmişlerdir karnını doyurması için.
            Gece karanlığı basmak üzereyken iki atlı gelir köye. Muhtarı sorarlar. Muhtar “benim” diyerek çıkar öne. Gelenler sağlık görevlisidir ve Nahiye Müdürü’nün talimatıyla geldiklerini söylerler. Hemen hastayı görmek istemektedirler.
            Derin bir nefes alır “Ohh!” çekerek. Ciğerleri sökülüp gelecek sanır onu duyanlar.  Biri doktordur gelenlerin. Şehirden istenmiştir nahiye Müdürü tarafından. Muhtar hızlıca yarar kalabalığı önden ve gelenler de arkasından çıkarlar odaya.
            Odada küçük çelimsiz bir kızı, sarıp sarmalanmış ve bin bir kokunun içinde yatan, hiçbir canlılık belirtisi göstermeyen hastanın başında görünce şaşırırlar önce.  Hüsniye gelenleri görünce sorar “kimsiniz” diye. Muhtara bakar bir taraftan da.
            “Meraklanmayın küçük hanım meraklanmayın, endişe de etmeyin “ben doktorum, bu arkadaş da sağlık görevlisi.  Ben şehirden geliyorum, bu arkadaşım da Nahiye’ de görevli. Kardeşinizi iyileştirmeye geldik biz. Şimdi izin ver de bir bakayım.” Der sevecen bir ses tonuyla. Doktor ve sağlık görevlisi de genceciktir daha. 
    “Ben kardeşi değilim” diyerek sert bir ses tonuyla, geriye çekilir ve gözü onların yapacaklarındadır.
           
                                                                                                                      Halil GÖNÜL
Devam edecek...

Görsel: Google Görseller

2 yorum:

  1. Bir günaydınla aydınlansın günün, gülüşlerin çoğalsın,
    Mutluluk gözlerine takılı dursun ..
    Bugün yaşamın nefis tadını hissettiğin, umuda hoş geldin diyen dudaklarında tebessüm,
    Ruhunda barış, sevgi şarkıları takılı olduğu bir gün olsun...
    Her şey capcanlı, her şey hayat dolu, her şey sevgi dolu olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erhan Tığlı,
      teşekkür ederim bu güzel katkınızdan dolayı. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.