Pazartesi, Mayıs 14, 2018

İçten Gelen Sesler-1-Kimsin Sen?

İçten Gelen Sesler-1

"Kimsin Sen?"

"Kimsin Sen?"

                İnsanı dışı sussa bile içi neden hiç susmaz? Durmadan vır vır, vır vır da vır vır eder durur hep kendi bildiğine. Ne zaman ne yapacağı, neyi nereden çıkaracağı belli olmuyor hiç. İnsanın içindeki fırtınalar neden her an değişir durur, bazen yağmur, bazen kar, bazen bahar…  falan derken insanı kılıktan kılığa sokar?
                Neden cevaplanamayan sorular varmış gibi olur, hâlbuki tüm sorulara cevap vardır ağızda ve kafanın içinde. Gerçek mi değil mi, düşünmek zorunda kalır insan bazen. Bazen ne yaptığını, ne yapacağını bilmez halde kalırsın, elden ayaktan düşersin. Bu düşüş hiçbir düşüşe benzemez, hiçbir yerin soyulup, sıyrılmaz ama oluk oluk kan akıyormuşçasına kansız kalıp can kesilir bedeninde. Bir an bile olsa karar verip bir şey yapmak istersin bir elektrik çarpması olur sanki ve bir anda da hiçbir neden yokken olduğun yerde birden yön değiştirir fırtına. Anlaşılır gibi değildir bu duygular. Anlarsın, her şey kontrolünde sanırsın ama hiçbir şeyi kontrol edemediğini anlarsın aynı anda.
                Kendini tanımaya çalışırsın, halbuki bildiğin birisindir. Her zaman da bildiğini düşünmüşsündür. Sebep ve sonuçlar vardır elinde yaptığın ettin dediğin her şeye dair. Kaya kadar sağlam durursun kendi karşında ama ne kaya vardır ortada ne de elle tutulur bir madde. Toz dumandır, sistir ortalıkta dolaşan. Göz gözü görmez olur bazen de afallarsın kendine sorarken neler oluyor? diye.
                Olan bir tek şey vardır aslında kafanın içindeki hormonal dengelerde gelgitler yaşıyorsundur. Kendine ait bir bedende ve kendine ait bu bedende olup bitenlere de gücün yetmez. Kendini ne bırakabilirsin ne de kendinle savaşa devam edebilirsin. Bitkinlik, yorgunluk ve bıkkınlık hisseder kendini salıvermenin daha uygun olduğunu kendine anlatmaya çalışırsın.
                Aslında kendine anlatmaya çalıştığın, kötü şeyler olacağı ve ne olacaksa olsun karşılamaya hazır olmaya hazırlamak için biraz teslim olmuş gibi yapıp aklın sıra aklını kandırmaya çalışırsın, hepsi budur.
                Peki, hepsi buysa eğer neden olacaklardan korkuyorsun? Olsun ne olacaksa? İşte bunu söylemek laf olarak kolay ama olacaklara tahammül ve dayanabilme gücünü kendinde bulamayarak durmadan içinde bulunduğun kabuğunu büzer durursun büzdükçe büzülür ve her büzülüşte biraz daha büzülür,  kıprayacak bir halin kalmaz bu sefer de.
                Nefes almaya bile zorlanmaya başlarsın. Ölüm çok kolaydır bunların ve bu gelgitleri yaşamanın yanında ama ölemezsin de. İşin kötü yanı da budur aslında. Ölümden korkar herkes, canına tak etse bile. Bu durum öyle tak etme falan değil. Hiç kimse hiçbir şey yapmadan olup bitiyor her şey. Yapayalnız, ıssız bir evde ya da mağarada ne fark eder, tek başınasındır zaten. Kimseyi suçlayıp bahane uyduracak bir durumun da yoktur.
                Kendinle baş başa olmak bu olsa gerek. Kendinle başa çıkmaya çalışmak bu olsa gerek. Kendini ikna etmeye, bir şeye, ne olursa, herhangi bir şeye inandırmaya çalışmak. İnanmak, inanmış gibi yapmak, inanıyor gibi durmak, durmaya çalışmak ve daha neler neler.
                Anlamlı, anlamsız bin bir kelimeleri seyretmek hafızanda dans edişlerini. Bazıları halay çeker bazıları zeybek oynar bazıları çökertme bazıları gıygıdı çalar falan. Cümbüş vardır, panayırdır kafanın içi, karnının içinde davullar, zurnalar, klarnetle kemanlar daha bilemediğin adını bile duyamadığın bir sürü alet sesi vardır. Uyumlu, uyumsuz fark etmez, dinleyeni, seyircisi var mıdır, yok mudur çalar dururlar. Bazen şefleri de yoktur başlarında, başıboş zırt atarlar her yerde.
                O davulun sesi uzaktan hoş gelir derler ya hani, yakınında olması bir daha başka zıngırdatır karnının içini. Öyle hoş moş da değildir uzaktan da gelse, yakından da gelse. Zaman desen en azılı düşmanın olmuştur çoğu zaman. Gülmeyi, kahkaha atmanın nasıl olduğunu merak etmeye başlarsın, unutmuşsundur hissettirdiklerini. Yüz kasların da hiç oralı değildir, gülümseme belirtisi bile göstermezler.
                Ola ki, duygulandıran bir durum görürsün, sevgi, şefkat hatta acıma vardır gördüğün manzarada. Ağlamak gelir içinden ama ağlamakta bile zorlanır, tıkanırsın grip, nezle olmuş gibi. Yalnızca nemlenebilir gözlerinin içi. Damlasa şakır şakır rahatlayacakmış gibi his gelir bir anda ama zorlarsın kendini, fayda etmez, gözler de düşmanlık eder sana salıvermezler damlalarını, tutarlar sımsıkı. Sanki bulunmaz hazine.
                Ağlamayı kandırmaya çalışırsın ağlıyormuş gibi yaparak, tıkanan burnunu sımkırarak, tıkanan genzini açmak için derin nefes almaya çalışarak. Razı olacakmış gibi yapar hain gözler ve bırakmaz yine de birer damla bile. Bir damla gözyaşından ne olur ki, aslında öyle demiyor işte gözler, inatla bırakmıyorlar birer damla bile, bırakıverseler rahatlama hissedeceksin gibi hissedersin.
                Umudun kalacağına emeğin kalsın dersin ve denersin bir daha, bir daha. Olmuyordur, olmuyordur, cimri, hain gözler salmıyorlardır yaşlarını. Hapsine, zindanına tıkmışlardır o damlaları. Kim bilir belki onlar da başka yerlerden taşındığı için ya da kaynağı zayıftır onun için kıymetlidir o kadar. Yoksa neden o kadar sıkı tutsun gözler o yaşları.
01.05.18
Halil Gönül
Görsel: Google Görseller

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.